“Onu kaybetmekten hep korktum; çünkü bilirdim, onu kaybetmek, benliğimi kaybetmekti. Ve o gitti… Gönlümde çağlayan ırmak kurudu. Yüreğimdeki yeşil yapraklar sararıp döküldü, her biri, bir acı hatıra gibi toprağa karıştı. Onun gidişiyle yüreğim aklıma, aklım yüreğime düşman oldu ve ben kendimi kaybettim.” Ferzan Maral
Korkularım vardı; dünyanın unutulmuş bir köşesinde tek başına titreyen yetim bir çocuk gibi. Ben senin şefkatine sığınmış, kalbinin gölgesine yaslanmışken, sen beni sessizliğin en dipsiz çukuruna attın. O an, yüreğimin ışığı söndü; karanlık içimde büyüdü, gölgelere adımı fısıldayan soğuk bir boşluğa dönüştüm. Gömüldüğüm o karanlıkta tek tutunduğum şey kalemin soğuk nefesiydi. Çünkü insanı bazen insan değil, karanlığın içinden yükselen kendi kelimeleri kurtarır. Her dokunuşumda acı mürekkeple buluştu; beyaz sayfa karardı, sanki gecenin kendisi parmaklarımdan akıyordu. Ve kalemimin son dokunuşu, kırılan yüreğimin küle dönen sesinden geriye kalan tek izdi. Siyah bir iz… Beyaz bir sayfaya düşmüş sessiz bir çığlık gibi. Ferzan Maral
Diğer insanlara oranla, dünyada çok az rastlanan bir hassasiyet türü vardır; bu insanlar, varlığın gürültüsünü değil, kalbin fısıltısını duyar. Onlar düşünürken aklın kıyılarında dolaşmaz; kalplerinin derin sezgisinden süzülen ışıkla yol alırlar. Kararları da yine o derinliğin iç sesiyle şekillenir. Onları benzersiz kılan zekâları değildir; kalplerinde hiç dinmeyen o ince, içsel muhasebedir. Kendiyle konuşan, kendiyle susan, her susuşunda biraz daha olgunlaşan insanlar… Bu yüzden, kalabalık onları görse bile anlayamaz; onlar kendi sessizliğinin içinde büyüyen, seçilmiş ruhlardır. Ferzan Maral
Mükemmel bir söz
YanıtlaSil